Mesajları Göster
|
|
Sayfa: [1] 2
|
|
2
|
Genel / Biyografi / Kanuni Sultan Süleyman
|
: Ağustos 30, 2008, 02:54:19 ÖÖ
|
|
Sultanların sultanı, üç kıtanın hakimi Kanuni Sultan Süleyman hakkında bildiklerimi paylaşmadan geçemedim.. Zaten çoğu kişi yazacaklarımı biliyordur ben kendi dilim döndüğünce aklım yettiğince bu büyük şahsiyeti anlatmaya çalışacağım..
Bazı yarım akıllarının zaman zaman espri mahiyetinde, bazende ciddi ciddi söylediği birşey vardır; Yavuz Sultan Selim'de küpe takıyordu.. Bu cümle ile bazıları erkeğe küpe yakıştığını bile vurgular zaman zaman.. O küpenin takılma sebebi küçük beyinlerin alamıyacağı kadar büyük bir mana taşır.. Halkının kölesi olduğunu kulağında taşıdığı küpe ile dile getirmiştir Yavuz Sultan Selim.. Babası 2.Bayezid'in ölmeden önce ettiği bedduadan sonra sırtında çıkan "şirpençe" 8 yıl sonra ölümünü hazırlamıştır.. Ancak ondan doğan dünyaya hükmetmiştir..
Kanuni Sultan Süleyman Trabzon'da dünyaya geldi.. Annesi Hafsa Hatun babası Yavuz Sultan Selimdir.. Doğumu 27 Nisan 1495, Vefatı 7 Eylül 1566'dır.. Saltanatı 1520-1566 yılları arasında tam 46 sene sürmüştür..En uzun hükmeden padişahtır.. Trabzon'da doğduğu sırada babası orada valiydi.. Onu çok küçük yaştan itibaren çok titiz bir şekilde, emsali görülmeyen bir terbiye ve tahsil ile yetiştirdi..26 yaşında padişah oldu.. Sultan Süleyman çok ciddi mizaçlıymış..Yapacağı işler hakkında hiç acele etmez, gayet geniş düşünür ve verdiği emirden asla dönmezmiş.. İş başına getirdiği adamların kabiliyet ve derecelerine göre vazife verir hiç bir zaman hak yemezmiş.. Erkek çocukları; İkinci Selim, Bayezid, Abdullah, Murad, Mehmed, Mahmud, Cihangir, Mustafa.. Kız çocuklarıda;Mihrimah Sultan ve Raziye Sultan'dır.. Kanuni'nin yüzü yuvarlak, gözleri ela, kaşları arası biraz açık, uzun boylu ve seyrek sakallıymış.. Azim ve irade sahibi olan bu büyük şahsiyet zamanında Devri Türk Hakimiyeti yaşanmıştır.. Kendisine Kanuni denmesi, yeni kanunlar icad etmesinden değil; mevcut kanunları yazdırtıp çok sıkı bir şekilde tatbik etmesinden dolayıdır..Hatta öyleki zamanında İngiltere Kralı 8.Henry İstanbul'a bir heyet gönderip adalet mekanizmasının nasıl işlediğini tetkik ettirerek kendi memleketinde uygulamış ve örnek almıştır.. Avrupa tarihçileri ona Muhteşem Süleyman demişlerdir.. Büyük dedesi Fatih Sultan gibi oda sayısız seferlere bizzat kendisi iştirak etmiş en önde katılmıştır..
Kendisi zamanında olan önemli olaylardan bazıları şunlardır; 1522 senesinde Rodos'u aldı.. Fransa Kralının yardım isteğini kabul ederek Alman İmparatoruna bir mektup yazdı ve Alman İmparatoru 1.François'i serbest bırakmak zorunda kaldı.. 1526'da Mohaç Muharebesi ile Macaristanı ortadan kaldırdı.. Budapeşte'yi fethetti.. 1529'da Viyana'yı kuşattı..1532'de Avusturya seferine çıktı.. 1537'de Otranto'yu fethetti.. Ancak Venedik Kuşatması sebebiyle ordu bir süre sorna Otranto'dan çekildi.. 1543'de Estergon, İstoini ve Belgrad'ı fethetti.. Barbaros kardeşler Akdeniz'de bu dönemde yenmedik donanma bırakmadılar ve Kuzey Afrika'yı alarak Osmanlı topraklarına bağladılar.. Kırım Hanları, Moskova'ya kadar ilerlediler.. Hint Okyanusu'na donanma gönderilerek oradaki müslümanlara yardımlarda bulunuldu.. Sudan ve Habeşistan'a fetihler yapıldı.. 1548'de Tebriz dördüncü defa alındı.. Eşi benzeri olmayan olağan üstü muhteşem Süleyman; kendisine yakıştığı gibi ve kendisinin istediği gibi fetih sırasında ölmüştür.. 7 Eylül 1566 günü savaş meydanında Zigetvar kuşatmasını idare ederken gözlerini yummuştur..Ordusu ve halkı ona okadar taparmışki, kuşatma sırasında ordunun morali bozulmasın diye bütün organları çıkartılmış özel bir sandıkta muhafaza edilmiş.. ve zırhlar içine sokulup at üstünde meydanda tur attırılmıştır Padişahımız iyi birşeyi yok sözleri ile birlikte.. Vefatında 71 yaşını tam 4 ay 10 gün geçiyordu..
Kanuni'de devlet bekası uğruna kardeş katli vaciptir diyen Büyük Dedesi Fatih gibi devlet bekasına herşeyden çok önem veriyordu.. "Olmaya devlet cihanda bir nefes sıhat gibi" sözleriyle zaten bunu ortaya koymuştur..Babasından 6.557.000 km.kare olarak devraldığı İmparatorluğun topraklarını 14.893.000 km. kareye çıkarmıştır.. Cenaze namazını Şeyhülislam Ebussuud Efendi kıldırmıştır.. Süleymaniye Camii Avlusundaki türbesinde gömülüdür..Halk içinde hatta dünyada bir çok insanın diline yerleşmiş olan "bu dünya süleymana kalmamış sanamı kalacak" sözü bu büyük şahsiyete binayen söylenmiştir..
Silsile-i Saadad'tan Hace Muhammed Zahid Bedahşi Hazretleri, Şeyh Sünbül Sinan, İbrahim Gülşeni, Şeyh Hamidullah'ın oğlu Hattat Mustafa Dede, Kara Davud, Beyzavi'ye Hasiye yazan Şeyhzade, Humayünnâme sahibi Alâaddin, Mülteka sahibi İbrahim Halebi, Sahidi İbrahim Dede, Ahteri sahibi Mustafa Efendi,Lügat sahibi Nimetullah Efendi, Şeyh Merkez Efendi, Kırklardan Hızır Efendi ve İşbah müellifi Ibni Neciym, Kanuni devrinde yaşamış,hizmet etmiş ve yine o devirde vefat etmiş büyüklerdir...
Muhteşem bir padişah, muhteşem bir devlet adamı, muhteşem bir komutan olmasının yanı sıra Kanuni aynı zamanda muhteşem birde sanatçıdır.. Kendi devrindede sanatçılara, ilim adamlarına ve bilime çok önem vermiş sarayında hep sanatçıları ve bilim adamlarını ağırlamıştır.. Kendiside çok ünlü bir şairdir.. Muhibbi kod adı ile şiirler yazar bunları o dönemin şairler sultanı Baki ile paylaşırmış.. Hatta Trt korosunda, İstanbul'un çeşitli meyhanelerinde ve musiki cemiyetlerinde "anonim" olarak geçen ancak gerçekte Muhteşem Süleyman'a ait şiirler mevcuttur.. Günümüzde bile dengi şiirler bulmak zordur..Kanuni Sultan Süleyman'ın bir kaç şiiri;
Halk İçinde Mu'teber Bir Nesne Yok Devlet Gibi
Halk içinde mu'teber bir nesne yok devlet gibi Olmaya devlet cihânda bir nefes sihhat gibi
Ko bu ays u isreti çünkim fenâdur âkibet Yâr-i baaki ister isen olmaya tâat gibi
Olsa kumlar sagisinca ömrüne hadd ü aded Gelmeye bu sise-i çarh içre bir sâat gibi
Saltanat didükleri ancak cihân gavgaasidur Olmaya baht u saâdet âlem-i vahdet gibi
Ger huzûr itmek dilesen ey Muhibbî fârig ol Var midur vahdet makaami gûse-i uzlet gibi
Bahs
Cânı mı var kimsenün eyleye cânân ile bahs Bendeye lâyık mıdur kim ide sultân ile bahs
İtdügi cevr ü cefâ bana vefadan yeg gelür Kıymet-i derdi bilen ider mi dermân ile bahs
Ben de yakdum meclis-i gamda bu gönlüm şem'ini Eyledüm tâ subha dek şem'-i şebistân ile bahs
Ruhlarını bâg-arâ gördükde didüm misli yok Oldı mülzem itdügümde ben gülistân ile bahs
Şi'r-i pür-sûzun görüp tahsîn ide Husrev dahi Ey Muhibbî eyle şimdengirü Selmân ile bahs
Bana
Pâdişâh-ı 'aşkam u dil defter u dîvân bana Derd u mihnet sözlerin yazdum yeter 'unvân bana
İnlerem tanbûr-veş bagrum delindi ney gibi Bezm-i gamda mesken oldı kûşe-i hicran bana
Buseye bir cân nedür bin cân virürdüm cân ile Yarım ağız buse ikrar eylese yârum bana
Öldürür gerçi ki gamzen 'âşıka virmez amân Leblerün Îsî-nefes her lahza virür cân bana
Yanayum pervâne veş şem'-i cemâli nûrına Şem'-i hüsne çün Muhibbi didi dilber yan bana
Belâsı Hoş Gelir
Bana dildârın cefâsı hoş gelir Nitekim gayre vefâsı hoş gelir
Derdi ile hoş geçer dil dilberin Derd sanma kim devâsı hoş gelir
Zahm-ı peykânı kızıl güldür bana Bülbülüm hâr-ı belâsı hoş gelir
Yâreme merhem durur çün zahm-ı dost Cânıma tîr-i belâsı hoş gelir
Ey Muhibbî âleme şâh olmadan Dilberin olmak gedâsı hoş gelir
Celîs-i Halvetim Varım Habîbim Mâh-ı Tâbânım
Celîs-i halvetim varım habîbim mâh-ı tâbânım Enîsim mahremim varım güzeller şâhı sultânım
Hayâtım hâsılım ömrüm şarâb-ı Kevser’im Adn’im Bahârım behcetim rûzum, nigârım verd-i handânım
Neşâtım işretim bezmim çerâğım neyyirim şem'im Turunc ü nâr ü nârencim benim şem'-i şebistânım
Nebâtım sükkerim gencim cihân içinde bî-rencim Azîzim Yûsuf’um varım gönül Mısr’ındaki hânım
Stanbul’um Karaman’ım diyâr-ı milket-i Rûm’um Bedahşân’ım ve Kıpçak’ım ve bağdâ’ım Horasân’ım
Saçı varım kaşı yâyım gözü pür-fitne bîmârım Ölürsem boynuna kanım meded hey nâ-Müslümân’ım
Kapında çünki meddâhım seni medh iderim dâim Yürek pür-gam gözüm pür-nem Muhibb’îyem ve hoş hâlim
Sakın Aldanma Cihâna Olmasun Sende Gurûr
Sakın aldanma cihâna olmasun sende gurûr Ne kadar devlet bulursan kendözüni eyle mûr
Her ne denlü derd ü mihnet kim gele eyle kabûl Hîç işitmedün mi kim dünyâ degül cây-ı sürûr
Eyleme kibr ü hased merdûd olan şeytâna bak Zühdüne tayanma gel gör noldı Bel'âm-ı Ba'ûr
Sabr kıl kim sabr ile dirler koruk helvâ olur Gitmesün hergiz dilünden zikrün olsun yâ sabûr
Çirk-i dünyâ ile olmışdur mülevves bu gönül Cehd kıl tevhîdile anun yirine tola nûr
Tâc ü taht ü zûr-ı bâzûya Muhibbi bakma gel Hîç bilür misün ki şimdi kandedür Behrâm-ı Gûr
Bî-günâham Dime Bari Tevbe Kıl Cânum Oğul
Ey dem-â-dem mazhar-ı tuğyân u isyânum oğul Takmayan boynına hergiz tavk-ı fermânum oğul Ben kıyar mıydum sana ey Bâyezid hânum oğul Bî-günâham dime bari tevbe kıl cânum oğul
Enbiyâ vü evliyâ ervâh-ı a'zam hakkıçün Nûh ü İbrahim ü Mûsî İbn-i Meryem hakkıçün Hatm-ı âsâr-ı nübüvvet Fahr-ı lem hakkıçün Bî-günâham dime bari tevbe kıl cânum oğul
Adem adın itmeyen Mecnûna sahralar durak Kurb-ı tâatdan kaçanlar dâima düşer ırak Tan degüldür dir isen vâ hasretâ dâd el-firak Bî-günâham dime bari tevbe kıl cânum oğul
Neş'et-i Hakdur nübüvvet râm olan olur kerîm 'Lâtekul üf' kavlini inkâr iden kalur yetîm Tâata isyana alîmdür Hudâvend-i Kerîm Bî-günâham dime bari tevbe kıl canım oğul
Rahm u şefkat zîb-i îmân olduğın bilmez misün Yâ dem-i ma’sûmı dökmekden hazer kılmaz mısun Abdi âzâd ile Hak dergâhına varmaz mısun Bî-günâham dime bari tevbe kıl cânum oğul
Hak reâyâ-yı muti'e râi itmişdür beni İsterem mağlûb idem ağnama zib-i düşmeni Hâşâlillah öldürürsem bî-güneh nâgâh seni Bî-günâham dime bari tevbe kıl cânum oğul
Tutalum iki elüm başdan başa kanda ola Çünki istiğfar idersün biz de afv itsek n’ola Bâyezidüm suçını bağışlaram gelsen yola Bî-günâham dime bari tevbe kıl cânum oğul
Aklıma gelen şiirlerinin isimlerini google a yazarak oradan buraya kopyaladım..Bu büyük şahsiyeti tabiki kaleme almak ciltlerce ansiklöpedi gerektirir ama ben elimden geldiğince özet olarak Muhteşem Süleyman'ı ortaya koymaya çalıştım..
Kanuni dönemi sonrası Osmanlı İmparatorluğu duraklama dönemine girmiştir.. Çok fazla genişleyen sınırlar ve kaderine terk edilen topraklar akabinde oluşan yüzlerce azınlık Osmanlı'yı çıkmaza sokmuştur.. Tarihçilerin büyük bir bölümü Osmanlı'nın çöküş döneminin Kanuni ile başladığını, büyük şahsiyetini kabul etselerde yine en büyük hataların onun döneminde yapıldığını söylüyor.. Ben bir tarihçi değilim tabiki ama en azından mantıklı düşünebilme gibi insana özgü olan yetenek bendede mevcut sanıyorum.. Burada suçluluk aranmamalıdır..
Roma en büyük rakibi Kartaca'yı yendikten sonra dağılma sürecine girmiştir.. Ve araştırılırsa görülecektirki bütün büyük imparatorluklar "tek güç" olarak kaldıkları dönemde dağılma sürecine girmiştir.. Çünkü doğanın kanunu budur.. Her imparatorluk doğar, büyür ve yokolur sırasını devreder.. Acem imparatorluğu gibi..Roma gibi.. Osmanlı gibi... Birazdaha gizem katmak gerekirse "mu" ve "atlantis" gibi... çünkü doğanın kanunu bütün canlıların iradesinin üstünde değişmez bir olguda işlemektedir..
Vakit ayırıp okuyanlara teşekkür ederim.. Umarım hoşunuza gitmiştir.. hatam olduysa affola.. ve küçük bir rica; yazıyı bu şekli ile herhangi biri herhangi bir yere kopyalayacaksa eğer lütfen sayokan_ 'dan alıntı yaptığını belirtsin..
Saygılarımla..
|
|
|
|
|
3
|
Genel / Tebrik & Kutlama / 30 Ağustos
|
: Ağustos 30, 2008, 02:50:56 ÖÖ
|
|
30 Ağustos Zafer Bayramını bizlere armağan eden Ulu Önder Bozkurt Başbuğ Atatürk'ün ve silah arkadaşlarının önünde saygı ile eğilerek, bütün milletimize hayırlara vesile olmasını diler zafer bayramımızı kutlarım...
Saygılar...
|
|
|
|
|
4
|
Genel / Makaleler / Kurtuluş...
|
: Ağustos 28, 2008, 01:35:29 ÖÖ
|
|
Genel anlamda bütün Türkçülerin buluştuğu ortak noktalardan biride mevcut düzende gerçek anlamda Türkçülüğü savunabilecek ve öncü olacak bir liderin eksikliğidir..Adamın adamı olmak günü, davanın adamı olmak bir milleti kurtarır..davanın adamı olmayanlarda davalarını bir adım ileriye taşıyamazlar.. Türkçüler olarak öyle bir dönem yaşıyoruzki Osmanlı'nın fetret devrinden daha beter bir dönem.. Herkes tedirgin herkes birbirinin gözünün içine bakıyor ve soruyor; ne oluyor? diye..
Türkçüler olarak anayasının her vatandaşa tanımış olduğu ifade özgürlüğünü bile yaşamaktan korkar olduk.. Tamamen yasalar çerçevesinde güzel şeyler yapılabilecekken dahi birileri çıktı "illegal" söylentisini ortaya attı ve sadece Türk Milletinin refahını huzurunu düşünen samimi gönül erleri, marjinal grup olarak nitelendirildi.. Şüphesiz yüzlerce sorun ve zorluk içersinde bugün özgürce düşünmeye çalışan beyinler var..Ancak neden Türk'üm diyip bu felsefeye göre yaşayanların sayısının artması gerekirken herkes köşesine çekiliyor her geçen gün..anlayana çok şey ifade edeceğini düşündüğüm Simurg Anka'nın hikayesindedir belkide bu sorunun cevabı..
....
Rivayet olunur ki, kuşların hükümdarı olan Simurg Anka, Bilgi Ağacı'nın dallarında yaşar ve her şeyi bilirmiş...
Kuşlar Simurg'a inanır ve onun kendilerini kurtaracağını düşünürmüş.. Kuşlar dünyasında her şey ters gittikçe onlar da Simurg'u bekler dururlarmış.. Ne var ki, Simurg ortada görünmedikçe kuşkulanır olmuşlar ve sonunda umudu kesmişler..
Derken bir gün uzak bir ülkede bir kuş sürüsü Simurg'un kanadından bir tüy bulmuş.. Simurg'un var olduğunu anlayan dünyadaki tüm kuşlar toplanmışlar ve hep birlikte Simurg'un huzuruna gidip yardım istemeye karar vermişler..
Ancak Simurg'un yuvası, etekleri bulutların üzerinde olan Kaf Dağı'nın tepesindeymiş.. Oraya varmak için yedi dipsiz vadiyi aşmak gerekirmiş.. Kuşlar, hep birlikte göğe doğru uçmaya başlamışlar.. Yorulanlar ve düşenler olmuş..
Önce Bülbül geri dönmüş, güle olan aşkını hatırlayıp..
Papağan o güzelim tüylerini bahane etmiş(oysa tüyleri yüzünden kafese kapatılırmış)..
Kartal; yükseklerdeki krallığını bırakamamış..
Baykuş yıkıntılarını özlemiş, balıkçıl kuşu bataklığını..
Yedi vadi üzerinden uçtukça sayıları gittikçe azalmış..
Ve nihayet beş vadiden geçtikten sonra gelen altıncı vadi "şaşkınlık" ve sonuncusu yedinci vadi "yokoluş"ta bütün kuşlar umutlarını yitirmiş... Kaf Dağı'na vardıklarında geriye otuz kuş kalmış..
Simurg'un yuvasını bulunca ögrenmişler ki;
"SİMURG ANKA - Otuz Kuş" demekmiş.
Onların hepsi Simurg'muş.. Her biri de Simurg'muş.. Simurg Anka'yı beklemekten vazgeçerek, şaşkınlık ve yokoluşu da yaşadıktan sonra bile uçmayı sürdürerek, kendi küllerimiz üzerinden yeniden doğabilmek için kendimizi yakmadıkça, her birimiz birer Simurg olmayı göze almadıkça bataklığımızda, tüneklerimizde ve kafeslerimizde yaşamaktan kurtulamayacağız..!
Şimdi kendi gökyüzünde uçmak zamanıdır..!
Anlayanlara saygılarla.. Sayokan_
|
|
|
|
|
5
|
Genel / Dinler Tarihi ve Sanat / Ynt: SİYONİZM
|
: Ağustos 28, 2008, 12:34:57 ÖÖ
|
|
"Nil'den Fırat'a kadar olan bütün topraklar bizimdir" mantığı ile inanılan "armageddon( son ve büyük savaş)" inancı siyonizmin temelini oluşturur..
Çok geniş bir konu aslında yazılsa sayfalar tutar mesela İsrail'in kurulduğu tarihte başlayan "6 gün savaşları" neden 6 gün sürmüştür? bu bile incelendiğinde arkada yatan inanç ve dünyayı donatan pagan sembolleri bazı şeyleri açıklıyor olsa gerek..
Ama bence siyonizmin en güzel tanımı; dünya hayatını ahiret hayatına seçen "saklı ve kutsal" seçilmişlerdir..
|
|
|
|
|
6
|
Dini Konular / Tasavvuf / Tasavvuf Musikisi ve Atatürk
|
: Ağustos 28, 2008, 12:29:16 ÖÖ
|
|
Bır Türk musiki sanatçısı olarak büyük Atatürk’ün huzurlarında bulunmuş Rıyaseti Cumhur Fasıl Heyetinde yıllarca görev yapmış bazı değerlı müzisyenleri tanımak şerefine nail olmuştum. Bu nedenle konuyla ilgili bazı hatıraları ve derlemeleri takdim etmek istiyorum.
1950’ li yıllarda tanıdığım musiki hocam rahmetli Hafız Yaşar Okur, binbaşı rütbesiyle Riyasetı Cumhur Fasıl Heyetindeki görevinden emekli olmuştu. Kendisi yıllar önce Atatürk’ün emriyle bizim şu an dahi kulaklarımızda olan "Türkçe ezanı" Beyazıt Camii ’nde ilk defa okuyan değerlı bir müzisyen ve hafızdı. Atatürk’ le müzik toplantılarında görevi nedeniyle uzun yıllar beraber bulunmuştu. Zaman zaman Atatürk’ ten hatıralar anlatırdı. Atatürk’ ün müziksiz bır günü geçmezdi. Her türlü müziği batı müziğini de sever mesela Taska operasını sık sık dinlerdi, bazı bölümlerini. En büyük arzusu Türk musikisinin dünyaca tanınmış, sevilmiş ve takdir edilmiş olmasıydı... Hocam Merhum Hafız Yaşar Okur’ un anlattığı bir hatıra şöyle; İran Şahı Rıza Pehlevi Atatürk’ ü ziyarete gelir. Atatürk' ün verdiği bir ziyafette rahmetli Yaşar Okur hocaya tanıtılır.
"Şimdi benim Hafızım size bir şeyler okuyacak" der, Hoca şöyle devam eder,
"önce Kuran-ı Kerimden bir sure okudum, sonra da Süleyman Çelebi’ nin Mevlid’ inden bir Bahir, en son da Beyatı Ayının bir kısmını...
O gece sehinşah Hazretlerinin iltifatına nail olmuştum." Hoca devam edıyor "Atatürk zaman zaman bana Kuran-ı Kerım ve Mevlid-i Şerif' in Veladet Bahri' ni bilhassa rast makamında okuturdu... Yasin suresini dinlemeyi sever, bazen de sesi güzel olan manevi kızı Nebile Hanım' a aynı sureyi okutur, dinlerken çok mütehassıs olduğu görülürdü. Atatürk Muzıka veya Fasıl heyetinde resmi görevli olan hafızlara Ramazan' da eğer camğlerde mukabele okuyorlarsa izin verir, musiki gecelerindeki fasıllarda bulanmaları hususunda asla ısrarlı olmazdı. Rahmetli Hocamın başka bir hatırası da şu;
"Atatürk zaman zaman İstanbul’ daki cami hocalarını, hafızları davet eder; onlarla dini sohbetlerde bulunur bazen de Kuran-ı Kerim' den bır sureyi yazdırıp söz ve sesle okumalarını isterdi. Sonunda surenin, ayetlerinin Türkçe açıklamalarını ister, eğer açıklamalarda bir eksiklik, yanlışlık olursa çok üzülürdü... Hocalardan vaazlarında dini telkinlerınde bilinçli olmalarını, cemaati öylece iyi bir şekilde aydınlatmalarını bilhassa isterdi, öyle beklerdi. Aynı musiki heyetinde 12 yıl kadar müzisyen olarak görevli başka bir büyüğümüz Hocamız rahmetli Ferit Tan Atatürk’ ün masasında Kuran-ı Kerim-i gördüğünü dikkatle okuduğunu anlatmıştı. Büyük Bestekar merhum Yesarı Asım Arsoy milliyetçi iman dolu bir insandı, öğrencisi Dr. Bülent Gündem Bestekarın Atatürk ile ilgili duygularını şöyle anlatıyor, sık sık Mustafa Kemal’ i anlatır. Bilhassa Kocatepe’ de çekilen resmi üzerinde durur ve şöyle söylerdi.
"O resme dikkat et, dizlerı kıvrık, eli çenesinde düşünür hali ıle "İlhamat-ı Rabbaniye’ yi topluyor, onu cenabı Hak memleketi kurtarması için seçti, vazifelendirdi" diye eklerdi...
Kendisini hayatının son yıllarında tanıdığım büyük bestekar merhum Sadettin Kaynak’ tan bır hatıra:
"Bir Türk Musikisi gecesinin sonunda Atatürk benden Mevlid-i Şerif' i her mısrasını ayrı bir makamda olmak üzere okumamı istedi. Sazlar da seni takip edecekler dedi... emirleri üzerine ilk bahri okudum, dikkatle dinledi... Takdir etti... Sonra da Kuran-ı Kerim' in muhtelif surelerinden bölümler ayetler okuttu. Hatta arkadaşı Nuri Conker’ den de Kuran okumasını istedi. O da bildiği Tebbet Suresi' ni okudu. Atatürk bütün bunlardan çok memnun olmuştu."
Yukarıdaki açıklamalardan anlaşıldıgı üzere; Atatürk Türk musikisini, dini müziği, Kuran-ı Kerim'i dinlemeyi çok sever ve fakat bilhassa bilinçli olarak Türkçe tefsir edilmesini isterdi... Dini müziğimiz; Mevlid, İlahi, Ezan, Sala, Tekbir, Ayin gibi formlarla büyük bir zenginlik arzeder...
Vatan kurtaran, kuran, büyük Önder Atatürk’ ü bu duygularla rahmetle anıyorum.
Dr. Írfan DOGRUSÖZ 25.10.1996 AMERİKA
kaynak.özgürdünya
|
|
|
|
|
7
|
Dini Konular / İslam Coğrafyası / Ynt: İslam coğrafyası... ‘Büyük kaos...’
|
: Ağustos 28, 2008, 12:13:15 ÖÖ
|
|
Bu yazı sizemi ait bilmiyorum ancak bende kendi fikrimi beyan etmek istiyorum müsadenizle.. İlk olarak "kaos" dediğimiz şey islam coğrafyasına özgü bir şey değil.. bugün kafkaslar, balkanlar, ortadoğu, avrupa ve heryerin içinde olduğu bir tanımdır..
Türkiye'nin bütün bu olanlardan bu şekilde etkilenmesindeki sebepte, herşeyi ama herşeyi "ithal" ediyor olmasıdır.. Saatlerimizden, arabalarımızdan, telefonlarımızdan yada eşyalarımızdan başka olmak üzere düşünceyide ithal ediyoruz.. Dinimizi arap kültürü ile karıştırdığımız gibi, örf adet ve geleneklerimizide batının hiç olmayan ve hiç sahip olmadığı maneviyata teslim ediyoruz..
Bugün milletimiz cebinden başka hiçbir şey düşünmüyorken tabiki çevrede olan kaos bizdede yangınlar çıkartacaktır.. Abd'nin B planı olup olmadığı konusundada gelişmelere bakınca sizce b planına ihtiyacı varmı?
Karadeniz'e girdi Çanakkale'de geçemedikleri boğazı geçip..! dünya gündemi savaş çıkacakmı diye çalkalanıyor.. Her kafadan bir ses çıkıyor.. Ama topla tüfekle kalabalık orduların çarpıştığı dönem bitti soğuk savaş ile birlikte.. artık işgalcinin adı "yatırımcı" cephanenin adıda "küresel sermaye" oldu.. Rusya doğalgazı 100 dolardan 250 dolara çıkarttı Gürcistan'ı mahfetti.. Askerle girmesine gerek kaldımı? Aynı rusya Türkiye'yede ambargo uyguluyor.. Tırlarımızı sınırdan sokmuyor, doğalgazı bize 500 dolara yaklaşan fiyattan veriyor..
Ayakları yere sağlam bastığı gün bizim Türk Milletinin.. adam akıllı yaşayıp adam akıllı düşünmeye başladıkları gün ne islam coğrafyasında nede dünyada hiçbir zaman kaos olmaz.. Çünkü tarihin her döneminde dengeliyici unsur Türkler olmuştur.. Ama denge koydukları bütün dönemlerde "öz benliklerini" ve "kimliklerini" unutmadan kendi akılları ile düşünmüşler ve yaşamışlardır..
Günümüzdeki gibi yalan dolanla değil..
Sadece fikrimi paylaşmak istedim.. Saygılarla..
|
|
|
|
|
8
|
Genel / Anketler / Ynt: Şu Parçayı Yüzlerce Kez Dinledim Ama Bıkmadım
|
: Ağustos 28, 2008, 12:02:29 ÖÖ
|
Yanlış anlaşılmayacaksam, daha doğrusu dürüst olmak gerekirse çok ilahi dinlemem.. Ancak çok enderde olsa dinleyip sevdiğim bir ilahi sayılacaksa; Abdurrahman Onul - Allah de kalbim ilahisi çok güzeldir.. Bunun dışında severek dinlediğim birçok müzik var.. Osman Öztunç,Ahmet Şafak, Ahmet Yılmaz, Hasan Sağındık, Esat Kabaklı, Ozan Arif vb. hepsini dinlerim 
|
|
|
|
|
11
|
Genel / Şiirler / Necip Fazıl KısaKürek...
|
: Ağustos 27, 2008, 11:56:41 ÖS
|
|
BEKLENEN Ne hasta bekler sabahı, Ne taze ölüyü mezar, Ne de şeytan bir günahı, Seni beklediğim kadar.
Geçti, istemem gelmeni, Yokluğunda buldum seni; Bırak vehmimde gölgeni, Gelme, artık neye yarar?..
|
|
|
|
|
12
|
Genel / Şiirler / Mutlak Seveceksin...
|
: Ağustos 27, 2008, 11:56:08 ÖS
|
|
MUTLAK SEVECEKSİN
Sevda gibi bir gizli emel ruhuna sinmiş; Bir haz ki hayalden bile üstün ve derinmiş. Gökten gelerek gönlüne rüzgar gibi inmiş, Bir sır ki bu,ölsen bile asla açamazsın...
Anlatması imkansız olan öyle bir an ki, Hülyadaki ses varlığının gayesi sanki... Bak emrediyor:Daldığın alemden uyan ki, Mutlak seveceksin beni,bundan kaçamazsın...
Hüseyin Nihal Atsız
|
|
|
|
|
13
|
Genel / Şiirler / Madem İyisin...
|
: Ağustos 27, 2008, 11:55:42 ÖS
|
|
MADEM İYİSİN
Anladık iyisin, Ama neye yarıyor iyiliğin.
Seni kimse satın alamaz, Eve düşen yıldırım da Satın alınmaz Anladık dediğin dedik, Ama dediğin ne? Doğrusun, söylersin düşündüğünü, Ama düşündüğün ne? Yüreklisin, Kime karşı? Akıllısın, Yararı kime? Gözetmezsin kendi çıkarını, Peki gözettiğin kimin ki? Dostluğuna diyecek yok ya, Dostların kimler?
Şimdi bizi iyi dinle: Düşmanımızsın sen bizim Dikeceğiz seni bir duvarın dibine Ama madem bir sürü iyi yönün var Dikeceğiz seni iyi bir duvarın dibine İyi tüfeklerden çıkan İyi kurşunlarla vuracağız seni Sonra da gömeceğiz İyi bir kürekle İyi bir toprağa.
BERTOLT BRECHT
|
|
|
|
|
14
|
Genel / Şiirler / Seni ele sevirem ki...
|
: Ağustos 27, 2008, 11:54:55 ÖS
|
|
Seni ele sevirem ki...
Diyacahsan ki niye ? Ne bilim işde ele ! Seni görende bir hoş olir, ölir, ölir, ölirem... Ahşam olir, davar, nahır, mal gelir, Komlar, ahırlar dolir. Sayiram, sayiram biri esgik. Bi daha sayiram, Bir de bahiram ki tamam. Ama üzülirem; Diyacahsan ki niye? Bennam işde ele! Yassi olir,sekide eymek yiyeceğam. Civil lavaşi dürüm edir, tam kıtliram, Sen ahlıma gelirsen, boğazimda dügümlenir, yiyemirem. Gene diyirsen ki niye? İşde ele... Anam örtileri serir... Gendi gendimi yiyirem. O da gidir, külli biçare galiram. Gözlerim süzülir, uyuyacağım uyiyamiram. Gafam garişir, yüregim sıhişir, yatamiram. Gene diyirsen niye..? İşde ele... Guşluğa doğri daliram, Hayal, hülya görirem, sanki yanımdasan. Sevinir, sevinir bir hoş oliram, Bir de ayıliram ki, yastığa sarılmışam. Diyacaksan ki niye? Amaaan, işde ele! Sabah olir, horozlar ötir, gün doğir... Gahiram tavuhlara, culuhlara yem verirem... Culuhlari dutir dutir öpirem. Onlari bile sene benzedirem. Saggın deme niye? Ne bilim işde ele! Gün gibi gelir, ay gibi gidirsen. Beni yiye yiye bitirirsen. Hep ömrümden götirirsen. Seni sevdigimi de coh ey bilirsen. Diyirsen ki niye? Bilirsen işde ele! Babam beni gapiya goymir diyirsen. Ey helt yiyirsen. Gomşulara, emin, bibin, ezen gile gidirsen... Medem ele çıh cama, tırhıca gel! Yüzün görim, bu da bene yeter. Saggın deme niye? İşde ele...
Kimin şiiri bilmiyorum...
|
|
|
|
|
15
|
Genel / Şiirler / Ynt: Geri gelen mektup
|
: Ağustos 27, 2008, 11:54:07 ÖS
|
|
En sevdiğim şiirdir.. teşekkür ederim.. Osman Öztunç'un şarkı şeklinde yorumladığı bu eseri dinlemekte ayrı bir güzeldir..
|
|
|
|
|